banner
anasayfa
ayinbitkisi
arsiv
bos1
baglantilar
iletisim
kitap
palmiye böceði
basýnda
siteyioneriniz
ulasim
intro

Peyzajda 4.Boyut, ülkemizde bilinmeyen veya yeteri kadar tanınmayan bitkiler hakkında, profesyonel ve amatörlere bilgi verilmesi amacı ile hazırlanan bir programdır. Her ay yeni bir bitki tanıtımı yapılmakta, Palmiye Merkezi deneyimleri de aktarılmaktadır.

Palmiye Merkezinin bir hizmeti olan, bu programın sizin veya bir arkadaşınızın e-posta adresine gönderilmesini arzu ediyorsanız, lütfen abone olunuz (abone olmak tamamen ücretsizdir, adresinize herhangi bir reklâm gönderilmeyecektir).

PEYZAJDA 4.BOYUT'a  abone olmak istiyorum>>>>>>>           Arkadaşımı öneriyorum>>>>>>




2016 YILI ARŞİVİ 2015 YILI ARŞİVİ 2014 YILI ARŞİVİ
2013 YILI ARŞİVİ 2012 YILI ARŞİVİ 2011 YILI ARŞİVİ
2010 YILI ARŞİVİ 2009 YILI ARŞİVİ 2008 YILI ARŞİVİ
2007 YILI ARŞİVİ 2006 YILI ARŞİVİ 2005 YILI ARŞİVİ
2004 YILI ARŞİVİ

PEYZAJDA 4. BOYUT Aralık 2008

Dombeya cinsi, 190 kadar türü kapsamakta, bunlardan 7 si Güney Afrika’da bulunmaktadır. Dombeya burgessiae, Sterculiaceae ailesinden küçük bir ağaçtır.

DOMBEYA AĞACI - DOMBEYA BURGESSİAE

Dombeya burgessiae, Yabani Pembe Armut olarak da adlandırılmaktadır. Güney Afrika’nın KwaZulu-Natal bölgelerinden, kuzeye Tanzanya’ya kadar geniş bir coğrafik bölgede, doğal olarak bulunmaktadır. Doğasında orman kenarlarında, dağlık ve tepelik yerlerde ve nehir kıyılarında yetişmektedir. Cinse, Dombeya adı Güney Amerika’da bu aileden bitkileri toplayan Joseph Dombey’e atfen verilmiştir.

Bu küçük ağacın boyu genelde 4 metreyi geçmez, etrafına yayılımı da 4 metre kadardır. Küçük bahçeler için tek, büyük bahçelerde ise grup halinde kullanılabilir. Güneş veya hafif gölgede yetişebilmektedir. Büyük, loblu, yeşil yaprakları yumuşaktır, asma yaprağına benzerler. Özellikle, ekim-kasım aylarından sonra açan, pembe veya beyaz salkım çiçekleri çok güzel bir görüntü oluşturur. Bitki üzerinde kalan çiçekleri kuruduktan sonra açık kahverengine dönüşür ve uzun süre dökülmeden kalırlar. Kuru çiçekler sapları ile birlikte kesilerek, susuz vazolarda süs olarak saklanabilirler.

Dombeya Ağacı oldukça hızlı büyür, saksıdan çıkarılıp toprağa dikildikten sonra 3–4 yıl içinde erişkin boyuna ulaşmaktadır. Kuraklığa ve hafif donlara dayanıklıdır. Palmiye Merkezi Botanik Bahçesindeki ağaçlar, -6°C de yaprakları yanında gövde ve dallarını da kısmen kaybetmiş, yazın tekrar sürmüşlerdir. Üretimi tohumdan yapılır, tohumlar kolay çimlenir ve çabuk büyürler.

Peyzajda, ülkemiz Akdeniz ılıman bölgelerinde, tek veya grup halinde kullanılabilir. Birçok ağacın yapraklarını kaybettiği ve çiçeklenmenin az olduğu, geç sonbaharda, grup ağaçlar püskül şeklindeki pembe-beyaz çiçekleri ile ilgi odağı olurlar. Gölgeye dayanıklılığı nedeni ile yüksek ağaçların altına da dikilebilirler.

PEYZAJDA 4. BOYUT Kasım 2008

Helikirizum’ lar Avrupa, Asya, özelikle Avustralya ve Güney Afrika’da bulunan 500 kadar türü kapsar. Astraceae Yıldızgiller familyasına aittirler. Helichyrisum adı Yunan’ca elios: güneş ve chrysos: altın kelimelerinden türetilmiştir. Ancak ailenin tüm üyelerinin çiçekleri altın veya sarı renkte değildir. Petiolare kelimesi de, bitkinin çiçek sapının uzun olmasını tarif etmektedir.

PETİOLAR HELİKİRİZUM - HELİCHRYSUM PETİOLARE

Petiolar HelikirizumHelichrysum petiolare” Güney Afrika kökenli bir bitkidir. Bitki, yumuşak yapraklı, çabuk büyüyen ve yayılan, çok yıllık bir çalıdır. Yüksekliği 50 cm i, çapı 120 cm i pek geçmez. Kokulu, yaprakları 3–3,5cm uzunlukta, yuvarlak kenarlıdır. Yaprakların üzeri gümüşi-gri renkli tüylerle kaplı, altları ise daha açık renktedir.

Ağustos-Eylül aylarında üzeri, uzun saplı, krem rengi çiçek püskülleri ile kaplanır, bu da bitkiye ayrı bir güzellik verir.

Doğasında, Güney Afrika Cape bölgesinde, denizden uzak, orman kenarlarında ve dağ kenarlarında bulunur. Hafif kısa veya uzun süreli donlara dayanmaktadır. Bitki güneş altında daha iyi ve formda gelişim gösterir. Susuzluğa oldukça dayanıklıdır. Toprak için çok seçici değildir, ancak geçirgen, humuslu toprakta gelişimi daha iyi olmaktadır.

Üretimi tohumla olabilirse de, genellikle sonbaharda alınan çeliklerle yapılmaktadır. Bitki hızlı büyülerek yayıldığı için zaman zaman şekil budaması yapılmalıdır.

 “Limelight” kültüründe, yaprak rengi gümüşi-gri yerine, sarı-yeşildir. Bu kültür yarı gölge ortamda daha iyi gelişmektedir, ancak aslı kadar boylanmaz ve ömrü genellikle 2 yılı geçmemektedir. “Aurea”, “Sky Net” ve Varigeata (Ebruri) kültürleri de elde edilmiştir ve bugün sıklıkla peyzajda kullanılmaktadırlar. Peyzajda genellikle, bordür bitkisi veya yeşil ve kırmızı renkli yapraklı bitkiler arasında, renk kontrastı yaratmak için kullanılır.

Peyzaj dışında, yaprakları Güney Afrika yerlileri tarafından soğuk algınlığı, öksürük, astım tedavisi, akciğer hastalıklarında ve yüksek tansiyonda,  popüler bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Yaprakların yakılmasından çıkan duman, nefes yolu ile alınarak ağrı giderici olarak kullanılır. Yapraklar ayrıca yarada enfeksiyona engel olmak için kullanılmaktadır. Khoikhoi kabilesi yaprakları ve çiçeklerini yatak yapmak için kullanmışlardır. Helichrysum and Artemisia afra yaprakları birlikte yakılarak, sinek ve sivrisineklere karşı hoş kokulu, repellent (böcek kovucu) olarak kullanılır.

PEYZAJDA 4. BOYUT Ekim 2008

Euphorbia (sütleğen) lar, etli yapraklı olan veya olmayan çok geniş bir bitki grubunu kapsamaktadır.  2000 den fazla türü olan bu cins, genelde dünyanın ılıman ve sıcak iklimli bölgelerinde yaşamaktadır. Genelde otsu veya dallanma gösteren çalı formunda olmalarına karşın bazıları ağaç formundadır ve ilk bakışta kaktüsler ile karıştırılabilirler. Euphorbia adı, 1. yüzyılda yaşamış, Mauritanya Kralı Juba’nın doktoru Euphorbus’a atfen verilmiştir. Euphorbus’un bu cins bitkileri tıpta kullandığı bilinmektedir. Tür adı tirucallii Güney Hindistan’da Malabar yöresinde yaşayan yerlilerin kullandığı addır. 1753 yılında, modern botaniğin kurucularından Linnaeus tarafından verilmiştir.

EUPHORBIA TIRUCALLI:Kalem Bitkisi, Geyik Boynuzu Bitkisi

Kalem Bitkisi (Euphorbia tirucalli) çok dallanma gösteren, etli yapraklı (sukkulent) bir bitkidir. Doğal olarak tropik Doğu ve Güney Afrika’da bulunmaktadır. Afrika dışında, Hindistan, Çin, Endonezya ve Filipinlerde fazla miktarda rastlanmasına karşın, bitkinin çok eskiden insanlar tarafından bu yörelere getirildiği düşünülmektedir.

3–5 metre, nadiren 10 metre boya kadar uzayabilir. Genç gövde ve dalları yeşil renktedir, yaşlanınca gri renk alırlar ve üzerleri pürüzlü olarak görülür. Yeşil dalları, dikensiz, pürüzsüz ve silindiriktir. Yaprakları çok küçük ve silindiriktir, 12x1,5 mm büyüklüğü geçmezler. Yapraklar kısa süre içinde dökülür ve bitkinin yalnız yeşil dalları ve gövdesi görülür. Bol dallanma gösteren, ancak yaprakları belirgin olmayan bitkiye,  İngilizler Çıplak Kadın adını takmıştır. Bitki, yeşil, klorofil içeren dalları ve gövdesi ile özümleme (fotosentez) yapabildiği için, yaprağa fazla gereksinim göstermemektedir.

Fazla dikkat çekmeyen, küçük, püskül şeklinde sarı çiçekleri, Nisan-Haziran aylarında, kısa dalların uçlarında açmaktadır. Çiçekten sonraki 1–2 ay içinde oluşan 10–12 mm çapında yuvarlak meyveleri üç lobludur, bulundukları dala kısa bir sapla bağlıdırlar. Meyve içinde kahverengi, oval tohumlar bulunmaktadır.

Bitkinin gövde ve dalları beyaz renkte, en ufak bir çarpmada dışarı akan süt renginde sıvı ile doludur. Lâteks denilen bu sıvı zehirlidir, çok kimsede alerjik reaksiyon yapar, özellikle ağız, göz, burun gibi mukozal yapıların korunması gerekir.

Bitki gövde ve dalları ile özümleme yapabildiğinden, yapraklardan su kaybı gibi problemi yoktur, kuraklığa son derece dayanıklıdır, ayrıca susuzluk ve kırılmadan sonra kendini çok çabuk toparlayabilmektedir. Tropiklerde sıklıkla çit bitkisi olarak kullanılmaktadır. Ot yiyen hayvanların bu bitkiye zehirli olmasından dolayı dokunmadıkları, kuşların ise meyvelerini yedikleri bilinmektedir.

Euphorbia tirucallii içindeki lâteks, az miktarda kauçuk, fazla miktarda rezin içermektedir. Ancak bunların fazla ticari değeri yoktur. İçindeki yüksek karbonhidrat nedeni ile araçlarda yakıt olarak kullanılması ile çalışmalar yapılmıştır, biodizel olarak kullanılmıştır. Bu nedenle “Petrol Bitkisi” olarak da adlandırılmıştır.

İç mekâna uygundur, ancak küçük çocuğu olanların dikkatli olması veya bitkiyi içeride tutmaması uygun olur. Akdeniz sahil kuşağımızda, hafif korumalı alanlarda peyzajda kullanılmaktadır. Üretimi tohum veya çelikten yapılır. Çelikler çok kolay tutarlar, dış etkenlere, susuzluğa ve ihmale dayanırlar, ancak 0°C altında zarar görür, ağır donlara ise dayanamazlar.

 

PEYZAJDA 4. BOYUT Eylül 2008

Bu ay tanıtacağımız Ensete ventricosum, Akdeniz Sahil Kuşağı ılıman yörelerinde, peyzajda kullanılan gösterişli bir bitkidir. Esnete adı Habeşçe muz kelimesinden gelmektedir. 6 türden oluşan bu cinsin tüm üyeleri Eski Dünyanın tropik bölgelerinde bulunmaktadırlar.

Yenen Muz bitkisi ile akrabadır. Don tehlikesi olan yörelerde, kış bahçelerinde kullanılması veya bitkinin yazın dış mekânda saksıda yetiştirilmesi, kışın da içeri sıcak bir ortama alınması önerilir. Bitki gerek formu, gerek kırmızı damarlı, geniş, gösterişli yaprakları ile yarattığı “tropikal vurgu” nedeni ile peyzaj uygulamalarında geniş yer bulmaktadır.

ENSETE VENTRİCOSUM: YABANİ MUZ

Ensete ventricosum’un vatanı Afrika Kıtasıdır, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde bulunduğu gibi, Kuzey Afrika’da da doğal olarak bulunur. 8–10 m yüksekliğe kadar büyüyebilir. Hakiki bir gövdesi yoktur. Ölen yaprak saplarının birbirleri üzerinde birleşmesi ile “yalancı gövde” oluşur, bu gövdede dallanma görülmez. Yalancı gövde, toprağa birleştiği yerde genişlemektedir, bitkinin adı da buradan gelmektedir, Latince “ventricosum” şişkinlik demektir. Bitki genelde tek gövdelidir, ender olarak kardeşlenme (piç verme) gösterir. Geniş ve birkaç metreyi bulan, uzun yapraklarının kalın sapı ve orta damarı gül pembesi renktedir.  Ana damardan yaprak kenarlarına uzanan küçük damarlar da hafif pembe renktedir, birbirlerine paralel ve spiral olarak uzanırlar.

Monokarpik bir bitkidir, bir defa çiçek açtıktan sonra ölür. Görkemli ve çok büyük çiçekleri, sapları ile birlikte, 2–3 metreye ulaşır.  Genelde erkek çiçekler en üsttedir, dişi veya iki cinsli çiçekler daha aşağıda yer alırlar. Krem renkli çiçeklerin yalnız bir çanak yaprağı (tepal) vardır, ancak bu geniş, gösterişli kırmızı-kahverengi yaprak benzeri bir yapı ile (brakte) sarılmıştır. Normal şartlar altında bitki 8 yaş veya sonrasında çiçek açmaktadır. Çiçek açma zamanı yaz başıdır. Çiçekten sonra olgunlaşan muz benzeri meyvelerin derisi sarı renktedir ve üzerinde siyah noktacıklar vardır. Meyvenin içinde, sıralar halinde dizilmiş, leblebi büyüklüğünde sert, siyah tohumlar bulunur.

Peyzaj dışında, bulunduğu ülkelerde yiyecek olarak da kullanılmaktadır. Meyveleri normal şartlarda yenmemektedir. Büyük çiçekleri pişirilerek yenilmektedir. Bunun dışında yalancı gövde iç kısmındaki lifler pişirilerek yemek yapılmaktadır. Ethopya (Habeşistan) gibi açlık tehlikesi olan ülkelerde, leblebi büyüklüğündeki tohumları, aç insanlar tarafından yenilmektedir. Yaprakları ev çatısı yapılmasında kullanılmaktadır.

Ensete ventricosum, tohumdan üretilir. Kardeşlenme gösterdiği durumlarda, kardeşler ayrılarak da üretilebilmektedir. Güneş veya yarı gölgede yetişir, organik maddeden zengin toprak ve bol su ister. Kısa süreli donlarda bile zarar görür. Kışın don tehlikesi olan yerlerde, bitkilerin başka ağaçların altına dikilmesi veya diğer koruma tedbirlerinin alınması uygun olur.

Ensete ventricosum maurelli- Kırmızı Yabani Muz: Ensete ventricosum tohumdan üretildiğinde çok ender olarak kırmızı yapraklıları çıkmaktadır. Kırmızı yapraklı bu varyeteye Ensete ventricosum maurelli denilmektedir. Bu bitkinin de özellikleri ve istekleri aynıdır. Ancak bunların tohumlarından üretim yapıldığında, tekrar yeşil yapraklı  Ensete ventricosum çıkmaktadır. Bu nedenle üretimi, doku kültürü ile yapılmaktadır.

PEYZAJDA 4. BOYUT Ağustos 2008

Bu ay tanıtacağımız bitkiler, sukkulent yaprakları olmamasına karşın, kaktüslerin atası olduğu düşünülen Pereskia lardır.

PERESKİA

Pereskia ilkel kaktüslerden, 16 türü kapsayan bir cinstir. Ağaca benzeyen, bazen tırmanıcı bazen de çalı formunda olan bu bitkiler, Florida, Meksika, Orta Amerika, Tropikal Güney Amerika ve Karayiplerde genellikle orman ile kaplı dağlık bölgelerde bulunurlar. Çalı görünümdeki bitkiler, genelde 1 m boya ulaşır, tırmanıcı veya ağaç formundaki bitkiler ise 5-20 m kadar uzayabilirler. Çok yıllık (perennial) olan Pereskiaların, yumuşak dalları dikenlidir, yaşla bu yumuşak dallar odunsu bir görünüm alırlar.

Bazı pereskia lar, rizomludur. Yaprakları oval veya uzun, bazen yuvarlaktır. Genelde yaprak dökmezler, ancak bazı türler, durgunluk sürecinde yaprak dökmektedir. Yabani güle benzeyen çiçekleri tek veya salkım şeklinde olabilir.

Pereskia lar, diğer kaktüslere göre neme daha dayanıklı olduklarından, minyatür ağaç yapmak için, Zygokaktüslere aşı anacı (rootstock) olarak kullanılabilirler.

Pereskia grandifolia: Gül KaktüsüKuzey Doğu Brezilya da bulunan çalı veya küçük bir ağaçtır. Yerel olarak süs ağacı ve tibbi bitki olarak kullanılmaktadır, yaprakları yenilebilir. 2-5 metre yüksekliğe kadar büyüyebilir. Gri kahverengi gövdesi 20 cm çapa kadar ulaşabilir 

Dal ve gövdede bulunan areolalar (yalnız kaktüs ailesine özgü oluşumlardır), dallarda 3-5mm, gövdede 12mm ye kadar olan kahverengi tüylü oluşumlardır. Bunlardan dallarda ve gövdede dikenler çıkmaktadır. Gövde dikenleri bir areoladan 90 adete ve 3-5cm uzunluğa kadar çıkabilmektedir.

Pereskia grandifolia, diğer kaktüsler gibi bakılır, özel bir bakıma gereksinimi yoktur. Bol ışık ister, üretimi çelik veya tohum ile yapılır. Diğer pereskialar gibi dona dayanıklı değildir. Don olasılığı olan yerlerde dış mekâna dikilmemelidir.

PEYZAJDA 4. BOYUT Temmuz 2008

Bu ay tanıtacağımız Eukomis-Ananas Çiçeği bitkileri, ülkemizde tanınmayan ve merkezimiz dışında üretilmediğini sandığımız bitkilerdir. Zararlılara karşı dirençli, fazla bakım gerektirmeyen, ilginç ve güzel çiçekleri ile bahçelere renk katacağına inandığımız bu bitkileri kısaca tanıtmak istiyoruz.

EUCOMİS: ANANAS ÇİÇEKLERİ

Eucomis, Güney Afrikaya özel, kışın yaprak döken 15 türden oluşan bir cinstir. Soğanlı, çok yıllık (perennial) bitkilerdir. Uzun bir sap etrafında oluşan küçük yıldız şeklinde çiçekleri ve sapın ucundaki yaprakları ile ananas (pineapple) bitkisini çağrıştırdığından, Ananas Çiçeği adı verilmiştir.

Eukomis’ler, hafif dona dayanıklıdır, kışın yaprak dökerler ve fazla su istemezler. Bu nedenlerle kışın dona veya aşırı su alacak yerde bulunan bitkileri, saksı içinde ev içine almak uygun olur. 

Üretim tohumdan veya çoğalan bitkilerin soğanlarının ayrılması ile yapılır. Ayrıca yaprak çelikleri ile de üretimi yapılabilmektedir. Soğanlar, toprağın 15 cm altına dikilmelidir. Organik maddeden zengin ve geçirgen bir toprak seçilmeli, bitkiler güneş altında veya yarı gölgede büyütülmelidir.

Eucomis autumnalis:  Yaprakları 45 cm e kadar uzayan, uzun çiçek sapı üzerinde çok sayıda yeşilimsi-beyaz çiçeği bulunan bir türdür. Çiçekler, yazın veya sonbahar başında açarlar. Parlak yeşil yapraklarının kenarları kıvrımlıdır, dalgalı bir görünümü vardır.

Eucomis comosus: Bu tür 70 cm boya erişir. Açık yeşil yapraklarının kenarları dalgalı bir görünüm sergiler. Yaprak altları, mor beneklerle kaplıdır. 30 cm sap üzerinde açan, beyaz-yeşil çiçekler, bazen pembe noktalıdır.

Eucomis bicolor: Yaprakları yukarıdaki türler şeklinde, yaprak uzunluğu 30–50 cm dir. Çiçek sapı kahverengi benekler ile kaplıdır. Açık yeşil çiçeklerin, tepallarının kenarları mordur.

PEYZAJDA 4. BOYUT Haziran 2008

Pistacia’lar Mango Ailesinden (Anacardiaceae), 11 türü kapsayan bir cinstir. Pistacia’ların bir kısmı, yaprak döker, bir kısmı herdem yeşildir. Akdeniz, Orta Asya, Malezya, Japonya, ABD ve Meksika’da doğal olarak bulunan türleri vardır.

Pistacia chinensis (Çin Sakız Ağacı): Ülkemizde tanınmayan, peyzajda sıklıkla kullanılan bir türdür. Orta ve Batı Çin kökenlidir. İlkbaharda, hoş kokulu, kımızı çiçekler açar, sonbaharda yaprakları kızardıktan sonra dökülür.

Pistacia atlantica (Mineç): Batı Anadolu’da Mineç adıyla tanınan büyük ve gösterişli bir ağaçtır. Genç sürgünleri sebze olarak kullanılmaktadır.

Pistacia terebinthus, Doğu Akdeniz ülkelerinde doğal olarak bulunan, yaprak döken bir bitkidir. Bitki özsuyundan terebentin (turpentine) denilen bir sıvı elde edilir. Terebentin aynı zamanda çamlardan da edilen bir sıvıdır. Yağlıboya ve vernik sanayinde, imalat ve inceltme amacı ile kullanılır. Nisan-Haziran ayları arasında yeşilimsi renkli çiçekler açan 2–6 m yüksekliğinde, kışın yapraklarını döken iki cinsiyetli bir ağaçtır. Meyveleri önce kırmızı sonra kahverengiye döner. Bu meyveler reçine, uçucu yağ ve sabit yağ taşımaktadır.
Halk arasında menengiç olarak bilinen bitkinin yaprakları geleneksel Türk tıbbı’nda üriner antiseptik, peptik ülser tedavisinde ve güneş çarpmasına karşı kullanılmaktadır. Ayrıca meyveleri diüretik (idrar söktürücü) ve ekspektoran (balgam söktürücü) olarak kullanılır.

PİSTACİA LENTİSCUS (Sakız Ağacı-menengiç-çıtlık):
Akdeniz Bölgesine özel bir bitkidir. Sakız Ağacı (Mastic Tree) olarak bilinir. Herdem yeşil pistacia olarak da adlandırılır. Yaprak dökmeyen, büyük bir çalı veya tek-çok gövdeli küçük bir ağaç olarak gelişir. 5 m ye kadar yükselebilir. Yapraklar çift tüysü, yaprakçıklar uçta dikensi, sivri, çiçekler salkım durumunda toplanmıştır

Gövdesinden yapılan kesilerden, sakız denilen özel kokulu bir sıvı elde edilir. Sakızın, ağızdaki bakterileri azalttığı bilinmektedir, tıpta kullanılır. Ayrıca koku verici olarak çeşitli keklere, reçellere ve dondurmaya katılır.

Pistacia lentiscus var. latifolius, Sakız Adası ve Çeşme Yarımadasında bulunan bir varyetedir. 10m’ye kadar yükselebilen, kışın yapraklarını dökmeyen bir ağaçtır. Bu ağacın dallarının yaralanması ile Damla Sakızı elde edilmektedir.  Damla Sakızı halk arasında mide ağrısı ve diyareye (ishal) karşı kullanılmaktadır.

PEYZAJDA 4. BOYUT Mayıs 2008

Ülkemize yabancı olan ve ilk üretimini yaptığımız bitkileri tanıttığımız bu programda, Peyzajda kendi bitkilerimizin daha fazla kullanılmasını arzu ettiğimiz için zaman zaman bu bitkilere de yer vermekteyiz. Bu ay ve önümüzdeki ay tanıtacağımız bitkiler, Akdeniz Bölgemizin doğal bitkilerinden olup, hemen tüm Akdeniz’de rastlanan, ancak ülkemizde kültürde yeteri kadar yer verilmeyen Mersin ve Sakız ağacı olacaktır.

MERSİN  MYRTUS COMMUNİS

Mersingiller “Myrtaceae”  ailesi iki türden oluşmaktadır. Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’da doğal olarak bulunan bu iki tür,  yaprak dökmeyen büyük çalıdır, 3–5 metre boya kadar yükselirler. Güney Yarımküre Mersinleri ise, botanistler tarafından, Lophomyrtus, Luma ve Ugni adları ile başka gruplara yerleştirilmişlerdir.   İki türden Kuzey Afrika, Cezayir güneyinde ve Cad da bulunanına SAHRA MERSİNİ Myrtus nivellei  denmektedir.

 Ülkemizde, Mersin olarak bildiğimiz bitkinin, Latince adı Myrtus communis’tir. Aromatik (kokulu) bitkilerdendir. Yaprakları 3-5cm uzunluğunda hafif ovaldir, el ile sıkıştırıldığında hoş bir kokusu vardır. Yıldız şeklindeki beyaz çiçekleri 5 sepal ve 5 tepal den oluşur, ayrıca çok sayıda stamen (erkek organcık) içerir. Petaller genelde beyazdır, yuvarlak mavi-siyah meyvecikler içerirler, bunların içinde çok sayıda tohum bulunur.

Mersin hem eski Yunan mitolojisinde, hem de ülkemiz Akdeniz insan için, kutsal değeri olan bir bitkidir. Efsaneye göre, Kıbrıs Adasında doğan, bir deniz köpüğüne binerek Knidos a (Datça) gelen Afrodit, burada tekrar doğup karaya çıktığında, bir Mersin Ağacının arkasına saklanmıştır. Bugün Akdeniz Bölgemizde yaşayan insanlar, bayramlarda ve özel günlerde, ölenlerin mezarlıklarını ziyaret ettiklerinde, mezara Mersin dalları ve yaprakları bırakmaktadır. Mersin meyvesi çiğ olarak yenilebildiği gibi, aroması nedeni ile çeşitli reçellere katılmakta veya tek başına reçeli yapılmaktadır. Halk arasında birçok iyileştirici özelliğine inanılarak, meyvelerin suyunun çıkarılarak içilmesi sıklıkla gözlenen bir uygulamadır.

Mersin parlak güzel yaprakları, güzel çiçekleri, ilginç meyveleri ve  susuz yazlara dayanıklılığı nedeni ile peyzajda kullanılmaktadır. Doğal Akdeniz Bahçelerinin vazgeçilmez unsurlarındandır. Soliter veya gruplar şeklinde kullanılabileceği gibi, özellikle separasyon ve çit bitkisi olarak da kullanılabilir. Fazla bir bakım gerektirmez. İstenildiği takdirde, şekil budaması uygulanır. Üretimi sonbahar veya ilkbaharda ekilen tohumlardan veya yarı sert yaz çelikleri ile yapılır. Bol güneş ve geçirgen bir toprak gereklidir, -8–10°C soğuğa dayanıklıdır.

Bugün birçok kültürleri elde edilmiştir. “Kompakt form”da, yapraklar ve bitki tümüyle küçüktür. “Flore Pleno” çiçekler katmerli beyazdır. “Microphylla” yapraklar ve çiçekler minyondur. “Variegata” yaprakların kenarları beyazdır (ebruri). “Tarentina” yapraklar iğne şeklinde ince, çiçekler krem beyazdır.

PEYZAJDA 4. BOYUT Nisan 2008

Bugün tanıtacağımız Raphiolepis bitkileri, uzun süre önceleri ithal edilerek ülkemize girmiştir, özellikle İstanbul ve Marmara Bölgelerimizde ilgili seralar tarafından bilinirler. Ancak her istenildiği zaman bulunmamaktadırlar, Akdeniz Bölgemizde ise genellikle fazla bilinmemektedirler.

Peyzajda informal çit bitkisi veya gruplar halinde kullanılırlar. Özellikle kışın dökülmeyen parlak gösterişli yaprakları ve ilkbahar yaz çiçekleri ile bahçelerimizde kullanabileceğimiz dayanıklı bitkilerdendir. Palmiye Merkezinde Raphiolepis umbellata ve Raphiolepis indica üretimde bulunmasına karşın henüz çok büyük örnekleri yoktur.

RAPHİOLEPİS (Indian Hawthorn)

Raphiolepis’ler gülgiller (Rosaceae) ailesindendir. Güney Doğu ve Doğu Asya kökenli, subtropik bitki olmalarına karşın,  oldukça dayanıklı, 10 dolayında türü kapsayan bir cinstir. Türler, çalı formunda ve her daim yeşildir. Genelde boylanma yerine daha fazla yanlara doğru genişlerler. Kalın, parlak koyu yeşil yaprakları, türlere göre 8 cm uzunluk ve 4 cm ende olabilir. Salkım şeklinde oluşan, 5 petalli, yıldız şeklinde, kokulu çiçekleri, ilkbahar sonu veya yazları açarlar.

Raphiolepis umbellata: Japonya ve Kore kökenlidir. Koyu yeşil, parlak ve sert yapraklarının kenarları hafif dişlidir, yapraklar 8-9cm uzunluğa erişebilir. Çiçekler 10 cm kadar uzunluktaki bir sap üzerinde salkım şeklinde olurlar. Çiçekler 1-2cm çapında, 5 petalli beyaz renkte ve güzel kokuludur. Beyaz çiçeklerin kenarları, bazen gül pembesi renkte görülür. Bitki 150 cm yüksekliğe ve çapa erişir. -10°C soğuğa dayanmaktadır.

Raphiolepis indica: Her ne kadar ismi Hindistan’ı düşündürüyorsa da vatanı Çindir. Yaprakları R.umbellata’ya göre biraz daha ince ve küçüktür. Çiçek sapları 7-8cm, beyaz çiçekleri 1–1,5cm çapında ve ortaları pembe renktedir. Çiçekler ilkbaharda açarlar. Bu bitki de 150 cm yüksekliğe ve 120cm çapa erişir. Dona dayanıklılığı R.umbellata’ya göre biraz daha azdır.

 

KR. x delacourii: Rhapiolepis umbellata ve Rhapiolepis indica arasında oluşturulan bir hibridtir. Yukarıdaki türlerden farklı olarak, yaprakları biraz daha kısa, çiçekleri pembe renkte, 2cm çapındadır. Dona dayanıklılığı R.umbellata gibidir.

Raphiolepis’ler, dış mekânda, nemli, organik maddeden zengin, süzek bir toprakta yetiştirilmelidirler. Güneş altında veya yarı gölgede olabilirler. Akdeniz ikliminde, sulama olanaklarının kısıtlı olması durumunda, yarı gölgede yetiştirilmelerini öneriyoruz. Büyüme döneminde, ayda bir gübre verilmesi uygun olur, saksılarda yetiştiriliyorsa, yavaş salınımlı, uzun etkili gübre ile iyi sonuç alınır.

 

PEYZAJDA 4. BOYUT Mart 2008

Bu ayın tanıtımını, ülkemizde bilinmesine karşın, peyzajda yeteri kadar kullanılmayan çok özel bir bitkiye ayırdık. Çeşitli renk ve görünümde çiçekleri, yeşil, bronz veya ebruri (variegata) geniş yaprakları ile tropik görünümlü tüm yaz çiçek açan bu bitkinin adı Kanna (Canna indica) dır

Kanna (Canna indica-CannaXgeneralis)

Kannalar, Cannaceae cinsinden 50 dolayında tür bitkidir. Anavatanları, Hindistan, Asya, Kuzey ve Güney Amerika’nın tropik bölgeleridir. Cinsin ortak özelliği, enli, uzun ve topraktan doğrudan çıkan yapraklarıdır. Çiçek yapıları oldukça ilgi çekicidir. Çiçekler salkım (raceme) veya birleşik salkım (panicle) şeklinde dizilidir. Çiçek yapıları simetrik değildir. Her çiçek tabana doğru birleşerek bir boru şeklini almış 3 çanak yaprak (sepal),  3 taç yaprak (tepal)  ve gösterişli erkek organlar (stamen) dan oluşur. Çiçekler brakte (yaprağa benzer yapı-bract) lerin ortasından çıkar ve genelde çift sayıdadır. Rizom (köksap) lu, çok yıllık bitkilerdir.

Amatör ve profesyonel bitki yetiştiricilerin çok ilgisini çeken bir bitki olduğu için üzerlerinde çok çalışılmış ve yüzlerce hibridi elde edilmiştir.

Bu hibridler genelde CannaXgeneralis olarak adlandırılırlar. Ana türler ise Canna indica dır. 

Kannaların yaprakları genelde, dona dayanıklı değildir. Ancak rizomları hafif donlara karşı dayanıklıdır. Ülkemizde kışların hafif geçtiği yörelerde, bitki rizomlarının kışın topraktan çıkarılmasına gerek yoktur, ancak karasal iklim bölgelerimizde, rizomlar sonbaharda topraktan çıkarılıp, don olmayacak bir yerde, hafif nemli ortamda saklanmalıdır. Bir diğer yöntem de, karasal iklim bölgelerinde, kanna’ların saksıda yetiştirilip, kışın ev içine alınmaları veya kış bahçelerinde yetiştirilmeleridir.

Toprak için seçici değillerdir, direnajı iyi, organik maddeden zengin toprakta daha iyi gelişirler. Üretimleri tohumdan veya rizomların ayrılması ile olur. Tohumlar, sonbahar veya ilkbaharda, 24 saat ılık bir suda tutulduktan sonra dikilmelidir. Rizomdan üretim yapılacaksa, ilkbaharda bitki uyanmadan ayırma işlemi yapılmalıdır. Rizomlar ayrılırken, kesilen parçalarda, sürgün olması için göz bulunmasına dikkat edilmelidir.

Peyzajda, bordür bitkisi olarak, soliter veya gruplar halinde kullanılabilir. Devamlı çiçek açmasının sağlanması için, çiçek açan gövde dipten kesilmelidir. Bu işlem yan sürgünleri arttırır ve çiçeğin devamını sağlar.

 Fotoğraflarda, Merkezimiz koleksiyonundan bazı Kannalar görülmektedir

 

PEYZAJDA 4. BOYUT Şubat 2008

Abutilyonlar malvaceae (ebegümecigiller) ailesine ait, 150 dolayında türden oluşan cinsdir. Abutilyonun bazı türleri her daim yeşil, bazıları ise yaprak dökerler. Tek veya çok yıllık, küçük çalı veya ağaç şeklinde olabilirler. Çoğu tropik Amerika kökenlidir, ancak bazı türler, Kuzey Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya da bulunmaktadır.

PEYZAJDA 4. BOYUT Ocak 2008

Ejder-Dragon Ağaçları, özsuları kırmızı-kan rengi olan ağaçlardır. Gövdeleri yaralandığı zaman sızan kırmızı kan rengi özsıvıları nedeni ile ejder ağaçları olarak adlandırılırlar. Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarda, kırmızı rengi veren özsu içinde, insan ve hayvanların kanında bulunan hem’in (hemoglobulin içindeki demir)  bulunduğu gösterilmiştir. Bilim adamları buradan hareketle, hayvan ve insanların aynı soydan geldiğini ispatlamaya çalışmaktadırlar.

Size tanıtacağımız Ejder veya Ejder Kanı Ağacı “Dracaena drago, dünyamızın en değişik ve görülmeye değer ağaçlarından biridir. Dracaena ailesinden olan bu ağacın diğer Dragon ağaçları ile özsıvısının aynı renk olmasından başka, aile bağı bulunmamaktadır.

EJDER KANI AĞACI “Dracaena drago

Dracaena ailesi, Afrika ve Asya’da bulunan, yaprak dökmeyen 40 tür, çalı ve ağaç grubunu kapsamaktadır. Bu ailenin tek Ejder Ağacı olan Dracaena drago, bir defa görülünce unutulmayacak ağaçlar arasındadır. Vatanı, Kuzey Atlantik Okyanusundaki Kanarya Adaları, Madeira Adası ve Cape Verde Adasıdır. Çok uzun yaşarlar, boyları 10m yi, gövde çapları 1m yi bulur.

Tenerif (Kanarya Adası) te bulunan bir örneğinin 2000 yaşında olduğu söylenmektedir. Ancak 3 yıl kadar önce yapılan bir araştırmada, bu ağacı yaşı 950 olarak saptanmıştır. Ağacın yaşını bir yana bırakırsak Icod isimli kasaba bu ağaç sayesinde zengin olmuştur. Her gün binlerce turistin bu ağacı görmek için gelmesi, kasabayı bir turizm merkezi haline getirmiştir. Önceleri kasaba meydanı olarak kullanılan, ağaç çevresi, botanik bahçesi haline getirilmiş ve kasaba merkezine araçların girmesi yasaklanmıştır.

Ejder Kanı Ağacı, büyüyüp gelişmesi için, subtropik bir iklime gereksinim göstermekle birlikte, kısa süreli -4°C ısıya dayanmaktadır. Akdeniz Bölgemizde, kuzeyi korunaklı, mikrokliması uygun yerlerde veya kış bahçelerinde yetiştirilebilir. Yaprakları 60cm e kadar uzayan ince eliptik şekildedir ve rozet dizilimi gösterir. Genç bitkiler Agave’a (Sabırlık) benzerler, 10-15 yıl gövdeleri düz olarak uzar, bundan sonra ilk çiçeklerini açarlar ve dallanırlar. Dallanmadan önceki uzama devrelerinde, palmiyeyi andırırlar. İlkbaharda açan, yeşil, kenarları beyaz çiçekleri demetler (panincles) halindedir, sonra portakal rengi meyvelere dönüşürler.

Ejder Kanı Ağacı tohumdan üretilir, Merkezimizde üretilen örnekler 4 yaşlarını doldurmuşlardır. Ejder Ağaçları tam güneş altında veya yarı gölgede yetişirler. Toprak bakımından çok seçici değillerdir, ancak iyi bir direnaj sağlanmalı ve sulama ihmal edilmemelidir.

Kırmızı renkli özsıvıları, yerel insanlar tarafından, ev kapılarına sürülerek, kötü ruhların girmesinin önlenmesi için kullanılmıştır. Öz sıvıdan elde edilen rezin, yaralarda, kanama durdurulmasında, doğum sonu kanamalarda kullanılmıştır. Bugün vernik ve tahta boyası için kullanılmaktadır.